BİR SEVDADIR Kİ, YAŞAŞAN BİLİR… Bolvadin, 31 Aralık-2009 Kabe merkezli bir dünya….Batıdan doğuya, kuzeyden güneye, başka bir tabirle şeş cihetten, yerinden kopmuş damlacıklar misali kimi uçarak, kimi koşarak bulabildiği bir yolla, tek başına kalıp buharlaşmadan Kabe deryasında deniz olup varlığını sürdürme gayreti.. Fakat bu gayret, kadın-erkek her müslümanı öylesine sarıp sarmalamada ki, bazen hedefe varabilmek için maddi varlığını gözden çıkaracak kadar ileri boyutlara ulaşabilmektedir… Tıpkı ışığa koşuşan pervaneler gibi..Aradaki fark, pervaneler için ışık ölüm saçarken, Kabe kenidisine koşanları ‘DİRİLİŞ’e eriştirmektedir. Karşınızda, taşıdığı ‘Tevhid’ ilkesinin merkezini oluşturan bir yapı var: Kabe!Bakıyorsunuz, görünürde sanat eseri olması bakımından her hangi bir cazibe tarafı yok…Fakat, hangi aşk, hangi sevda neresinde mündemiç ki, dünyanın her renk, her desen, her dilden insanları, eşitlenmiş bir tarağın dişleri gibi gece gündüz demeyip Kabe denen bu mütevazi esere dokunmak, etrafında pervaneler gibi dönmek ve öpmek için nerede ise birbirlerini görmemecesine kendilerini tehlikeye atmaktadır… Nasıl bir dua idi ki, Kabe’nin banisi İbrahim as, daha başlangıçta tazecik İsmail’ni ve himayeye muhtaç annesini ‘..ot bitmez..’ vadide bırakıp giderken..’ Allah’ım ..insanların gönlünü buraya yönelt..’ diye, tazarrûda bulunmuştu…Alemlerin Rabbi, taşları üst üste konulan ‘Kabe’ denilen bu binaya, ne bahşetmişti de, Müslümanların gözünde ve gönlünde doyumsuz bir sevgi, önü alınmaz bir iştiyak, engelenemez bir heyecan uyandırmıştı..?Yoksa, kâinatın gözdesi insana ‘ruhundan üfleyen’ Allah c.c., Kabe’ye de ruhundan bir şey mi katmıştı..? Ya da ‘Beytullah= Allah’ın Evi’ olmasından kaynaklanan bir yakınlık mı, insanın ruh dünyasında kıvılcımlar oluşturuyordu?Yoksa bütün bunlar top yekün kulu huzura kabul için birer işaret taşlarımıydı? Her ne ise…Belki hepsi idi.. Ortasında Kabe olan bir sofra..Rahman’ın sofrası…Sofra etrafında saf saf dizilmiş dünyanın her renk ve deseninden davetli insanlar..Diz çökmüş oturmakta ve birbirinin sıcaklığını duymaktadırlır..Üzerlerine inecek rahmet esintilerine hasret bekleşiyorlar..Elleri dizleri üzerinde ve tahiyyattalar…Renklere bakınız..siyah ve tonları..kahve renginin tüm desenleri..beyazın renk dilimleri ve diğer renkli eller…huzurda bekleşiyorlar…hangi renk sahibi renginden dolayı kendini beğenir de öbürünü itebilmeyi iç dünyasında fısıldayabilir..? Hani kendini beyaz zanneden biri, siyahî birine dik dik bakar da, siyahî anlamlı anlamlı sorar: ‘Ne o..? Boyayı mı beğenmedin, yoksa boyacıyı mı..?’İşte Rahman’ın sofrasında oturanların teslimiyeti:’Allah’ın verdiği rengiyle boyandık.Allah’tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O’na kulluk ederiz..(Bakara, 138)“Ey insanlar! Doğrusu Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ayırdık. Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, O’na karışı sorumluluk bilincinde olanınızdır…Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır..(Hucurat, 49/13) Ve Rum suresi, ayet: 30/22:” O’nun ayetlerinden/delilleriniden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır..Şüphesiz bunda bilenler için alınacak dersler vardır..” İşte Rahmanın sofrasında , bir renk cünbüşü içerisindeki otururken, gönüllerin derinliğinde Hakka yakınlığın telaş ve gayreti içerisinde, kendi nefsinizle baş başa kalıyor ve bu gün dünya üzerinde insanlığın fiilen içerisine düştüğü ırkçılık felaketinin hakiki kurtuluş reçetesinin nasıl da önünüzde, elinizin altında olduğunu görüyor ve Rahman’a kul olabilme mazhariyetine erişitirilmiş olmanın hazzını yaşıyorsunuz… Selam olsun Rahman’ın sofrasına davet edilenlere..! Kabul olsun dilekleri ve zayi olmasın emekleri…! Salat ve Selam olsun Rahman’ın cihanşumül elçisine! Ve Kamil manada Hamd olsun Rahman olan Alemlerin Rabbine…! Hüseyin ERDOĞAN Bolvadin Müftüsü |