ÜSTÜNLÜK VE DEĞER ÖLÇÜSÜ NEDİR, NEYE GÖREDİR? Bolvadin,26.01.2010 Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bütün değer yargıları hallaç pamuğu gibi birbirine karışmış durumdadır. Elbet bu karışıklığın bizce en büyük sebeplerinden biri ve belki de en önemlisi, hayatımızı hâkim kültürün yönlendirmesidir. Bu hâkim kültür hayatı nasıl algılamamızı istiyor; bize sunmaya çalıştığı hayat tarzının alanı nedir ve nereye kadar ulaşıyor? Ve Bu hayat tarzı bize neyi vâdediyor? Daha da uzatacağımız sorular olabilir. Bu ve benzeri sorulara tatminkâr bir cevabımız var mı? Şu an hayatımıza hâkim olan kültür, hayat adına tek kare bir resim sunuyor bize: Dünya..Yani tüm getirisyle dünya hayatını önümüze koyuyor ve bu hayatta ne lazımsa onu hedefliyor. Tabi hedeflediği hayatı yaşamanın kurallarını da kendi, kendi usüllerince tayin ediyor. Hayat dediği şeyi yaşamada aşkın değerler ve bu değerlere uygun kuralları da nazarı itibara almıyor. Böyle olunca, bu dünya hayatını yaşamada ve bu hayat için ön görülen şeyleri elde etmede çoğu kere ortaya konulan sınırlar şöyle veya böyle aşılıyor…Önü alınamayan istek ve ihtiraslar sonucu, hayat istenilmeyen kötü süprizlere sahne oluyor... Sahiden eğer hayat denilen şey, sadece bu dünya hayatından ibaretse o zaman tek kare fotoğraf bir şekilde şekillenecektir. Ama siyah beyaz,ama renkli..Ama fotoğraftaki resimle, aslı birleştirildiğinde görülecektir ki, tek kare resim eksiktir.Yani hayat tek kare değil, iki kareli bir resimden oluşmaktadır. Bir kare dünya,diğer kare ahiret.. İşte biz sözün burasında devreye giriyor ve diyoruz ki, hayatı tümüyle gören, hayat resmindeki dünya karesi ile ahiret karesini birlikte idraklere sunan ve sonuçta yaşanabilir bir hayatı önümüze koyan vahye olan ihtiyacımızı bir daha dikkate almamız lazım.. Alemlerin Rabbi insanları çok sevmektedir. Sevgisi şuradan belli ki, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz.Adem’den son Peygamber olan Hz.Muhammed a.s.’a kadar olan devrede, tüm tevhid mücadelesinin özetini sunan Kur’an-ı Kerim’i kendi korumasına almış, geçmişte gelip ve ‘tebdilât ve tağyirata’ ma’ruz kalarak aslını kaybeden diğer kutsal kitapların başına gelenlerin Kur’an’ın başına gelmesini önlemiştir. Elbette Yüce Allah bu koruma işini de, O’na inananların gayreti ile gerçekleştirecektir. Dünyanın neresinde çağlar boyu, 600 küsür sayfalık bir kitap, sayıları binleri bulan insanlar/hafızlar tarafından harfiyen ezberlenmiş ve ömür boyu, binlerce insanın önünde okunarak tescil edilmiştir..? İşte bu bahtiyarlığa sahip tek kitap lehü’l-hamd Kur’an- Azîm’üş-Şan’dır. Tarihin her devresinde bu hizmetin içinde bulunanlardan biri de şüphe yok ki, necip milletimizdir.Çünkü, bu husus bir hedeftir ve o hedefi de Sevgili Peygamberimz a.s. şöyle belirtmiştir: ‘Sizin en iyiniz Kur’an-ı öğrenen ve öğreten kimsedir;’’Şüphe yok ki sizin en üstününüz Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir..’(S.Buhari,terc.A.F.Kocaer,h.no:1814,1815) Yine Efendimiz a.s. ‘Ümmetimin en şereflileri Kur’an hafızlarıdır..’ buyururken, ahirette de yakınlarına şefaat dileyeceği …belirtilir ki, bir fani için bundan daha büyük bir mazhariyet var mıdır? Ancak burada göz ardı edilmeyecek çok önemli bir husus vardır ki, o da hafızların, Kur’an-ı anlayıp, hükümleri ile amel ederek yaşayan birer Kur’an olmalarıdır.Bu konuda güzel ülkemizin yetiştirdiği nadide hafızlardan biri olan Doç.Dr.Fatih Çollak’ın şu sözü çok manidardır: ‘..Hafızlar, Allah’ın yeryüzünde yürüyen canlı melekleridir. Sözün burasına gelmişken, İlçemiz Sultan Carullah Kur’an Kursumuzda hafızlığını tamamlayarak diplomasını İlçe Müftümüz Hüseyin Erdoğan’ın elinden alan ve halen İmam-Hatip tahsiline de devam eden sevgili hazfımız Muhammed Halil Börekçi Kur’an-ı Kerim Hocası Ali Kayacan’la birlikte resimde görülmektedir..İlçemizin yüz akı olan yavrumuza hıfzını muhafazada ve tahsil hayatında doyumsuz başarılar dileriz..H.E. |